Kadıköy escort Kanser Taramaları - Bilge Hastanesi
444 95 75
kanser taramaları

Kanser Taramaları

Epidemiyoloji Jinekolojik kanserler, tüm kadınlarda görülen kanserlerin, %15’ni oluştururlar. Bazı Orta ve Güney Amerika ülkelerinde, serviks kanseri, kadınlarda görülen kanserdir.Vulva, Vajen ve Anus Kanseri Alt genital bölgede, serviks kanseri dışına kalan, skuamöz hücreli neoplazmları taramaya yönelik metodlar ve bunların sonuçları pek iyi belirlenememiştir. Bunun en büyük sebebi,muhtemelen, bu kanserlerin nispeten daha nadiren görülmesidir.

Ancak, servikal preinvazif veya invazif lezyon hikayesi bulunan hastalar farklı bir grup oluşturur. Vulvar veya vajinal kanser hastalarına bakıldığında, bu hastalarda ortalama %10 oranında, geçmişlerinde serviks kanseri hikayesi olduğu görülür. Dolayısıyla, bu grupta yıllık, sitolojik tarama önerilmektedir.

Serviks Kanseri

Yaklaşık 50 yıl önce, serviks kanseri tarama yöntemi olarak Pap smear testi kullanılmaya başlandıktan sonra, serviks kanseri insidans ve mortalitesi yaklaşık olarak %40 – 80 oranında azaltılmıştır. Bununla birlikte, aynı dönemde, preinvazif hastalık ve erken evre serviks kanserlerinde bir artış söz konusu olmuştur.

Serviks kanseri taraması

Üç esas varsayıma dayanmaktadır.
1. Serviks kanserinin, uzun bir preinvazif dönem sonunda geliştiği, ve preinvazif hastalıkların tedavisi oldukça etkili olduğu,
2. Servikal sitolojinin kesinlik oranının yüksek olduğu, ve
3. yüksek risk altındaki tüm hastaların tarama yaptıracağı.

Ancak, serviks kanseri taraması ile ilgili, sıkıntı veren iki önemli durum: daha önceden Pap smear testlerinormal olan hastalardaki serviks kanseri kanseri sıklığı, ve yüksek risk altındaki kesimin, yetersiz taranmasıdır. Normal test sonucu ve invazif lezyon arasında geçen sürenin, kısalmış olmasının çeşitli açıklamaları vardır.

1. Pap testlerin, yanlış negatiflik oranı yaklaşık %20’dir.
2.Negatif Pap smear testlerinin retrospektif incelemesinde, yanlış teşhis oranı yüksektir.
3. Normal testi takip eden 3 yıl içerisinde, serviks kanseri tanıı alan hastalarda, daha çok skuamöz olmayan kanser tipleri (Pap test ile tespitidaha zordur) hakimdir.
4. Bazı skuamöz kanserler, 3-5 yıl içerisinde, sitolojik olarak normal epitelden köken alır.

Yeni tarama tavsiyelerinin yoğunlaştığı konular şu şekildedir

Taramaya başlama zamanı, taramanın kesilme zamanı, uygun tarama aralıkları, histeroktomi geçirmiş hastalarda taramaya gerek olup olmadığı, ve sıvı bazlı sitoloji ve HPV DNA testi dahil olmak üzere yeni tarama teknolojilerinin yeri.

ACS’nin 2002 yılında yayınlandığı uygulama esaslarının, ana hatları aşağıda sunulmuştur.

Serviks kanseri taraması, cinsel ilişki başlangıcından, ortalama olara üç yıl sonra başlamalarıdır. Taramaya, en geç 21 yaşında başlanmalıdır.

Son 10 yıllık zaman diliminde anormal smear bulgusu olmayan, 3 yıl üst üste normal smear bulguları olan, 70 yaşın üstündeki kadınlar serviks kanseri tarama programından çıkabilirler.

Benign jinekolojik endikasyonlar ile totol histerektomi operasyonu geçirmiş hastaların, vajinal sitloji ile taranması endikasyonu yoktur.

Tarama başladıktan sonra, servikal tarama: konvansiyonel servikal sitoloji smear testleri ile, yıkla bir, veya sıvı bazlı sitoloji testleri ile iki yılda bir yapılmalıdır; 30 yaşında veya daha sonrasında, üç adet arka arkaya yapılmış, teknik olarak yeterli, sitoloji testlerinin sonuçları negati/normal çıkmışsa, bu kadınlar, artık, iki-üç yılda bir sitolojik taramaya tabi tutulabilirler (in utero DES maruziyeti; organ transplantasyonu, kemoterapi veya kronik steroid tedavisine bağlı olarakimmüm sistem baskılanması olmadığı durumlarda, HIV+ değillerse).

Serviks kanserinin primer taranması amacıyla, HPV DNA testinin, servikal sitoloji ile birlikte kullanılması, FDA (Amerikan gıda ve ilaç idaresi) tarafından onaylanması söz konusudur. Bu takdirde, servikal sitoloji testinin tek başına uygulanmasına alternatif olarak, servikal tarama; konvansiyonelkombine edilerek, her üç yılda bir uygulanır. Endometrium kanseri Endometrium kanserinin ve kanser öncüsü lezyonların, geniş halk kitlelerinde taranmasına yönelik, tatmin edici bir yöntem yoktur. Endometrium kanserlerinin çoğu evre 1’de yakalanır ve hastalığın tedavi sonrasında seyri nispeten daha iyidir.

Bu sebeplerle, bu hastalığın büyük halk kitlelerinde taranmasının, maliyet verimliliğini ve sürvi oranlarını artırmayacağı tartışılabilir. Yıllık endometrial biyopsi, her kadın için rutin olarak önerilemez. Ancak, semptomatik olan hastalarda hemen endometrial biyopsi yapılması çok önemlidir. Tamoxifen tedavisi alan hastaların takibi, önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bazı otoriteler, periyodik endometrial biyopsi, sonografik ve histerosonografik yöntemleri önermişlerdir.

Bu yöntemler klinik çalışmalar bazında kullanılabilir ancak rutin kullanımları önerilmemektedir. Tamoxifen tedavisi gören hastalarda semptomlar görüldüğü zaman, endometrial, biyopsi yapılması endikasyonu vardır. Endometriyal kanser ve hiperplazilerin yakalanmasında endometrial biyopsi, sitolojiye göre çok daha etkili bir yöntemdir. Komplikasyon oranları azdır ancak, ortalama %10 olan hastalığı atlama oranları, yaş ilerledikçe artmaktadır. Semptomları olan bir hastada, endometrial kalınlığın ultrason ile ölçülmesi, endometriyal biyopsiye yardımcı bir teknik olabilir. Endometriyal kalınlık 3-5 mm’den kalın olduğunda eddometrium kanseri veya hiperzlazisi oranı %10 ila 20 arasındadır. Bazen rutin Pap smear testi endometrial kanser tanısına olanak sağlar.

Pap smear sonucu, endometrial patoloji düşündüren şüpheli bulgular şu şekilde: 1. postmenopozal smear’de bol histiyosit görülmesi, 2. menstrual siklusun ikinci yarısında veya menapoz sonrası herhangi bir dönemde, normal endometrial hücrelerin görülmesi 3. antipik veya malin hücrelerin görülmesi. Bu bulgular, endoservikal ve endometriyal örnekleme yapma endikasyonlarıdır. Sonuçler normar gelirse, ve Pap testinde antipik veya malin hücreler görülüyorsa, malin hücrelerin kaynağını anlamak için laparoskopi ve hatta muhtemelen histerektomi eşliğinde tüpler ve overlerin çıkartılması bile gerekebilir.

Over Kanseri

Jinekolojik kanserler arasında en ölümcül olan, over kanseri taranması gerçekleştirilememiş bir hedeftir. İlermiş over kanserine yönelik gelişmiş tedavi yöntemlerine rağmen, bu tedaviler, teşhis sırasında overlerim dışına yayılmış hastalığın kökten çözümünü sağlayamamıştır. Over kanserinin prognozunu düzetmek için daha gerçekçi bir yaklaşım, hastalığın erken dönemde teşhisini sağlamaktır. Rutin pelvik muayene over kanserinin geniş kitlelerde taranması açısından yetersizdir. Pap smear sonucunda atipik veya malin hücreler görülüyorsa ve alt genital sistem normalse, tüpler ve overler hemen değerlendirilmelidir. Bir tarama testinin, yaşam sürelerini uzatabilmesi için, kanser henüz overde sınırlı iken kanseri saptayabilecek kadar sensitivitesinin yüksek olması gereklidir. İdea testin aynı zamanda, risk altındaki nüfusun sıklıkla taranması için de uygun olması gerekir

Pelvik ultrason ve over kanserine yönelik serum antijenlerinin saptanması, over neoplazierinin erken teşhisinde farklı sonuçlar vermişlerdir. Over kanserine yönelik klinik olarak yararlı olan ilk tümör belirteci, Bast (1993) tarafından bulunan Ca-125, over kanseri antijenidir. Ca-125, musinöz olmayan over karsinomlarının %80’inde saptanabilir. Ancak, Ca-125’in tarama testi olarak kullanılması ile ilgili iki önemli dezavantaj vardır; birincisi, overlerde sınırlı hastalığı olan hastaların yarısında Ca-125 değerleri normaldir, ikincisi ise, Ca-125 değerleri birçok benign jinekolojik hastalıkta da yükselebilir. Pelvik ultrason tarama ile yakalanan kanser vakalarının çoğunun erken evrelerde olduğu doğrudur, ancak detaylı incelendiğinde, bu vakaların çoğunun borderline veya stromal hücreli kanserler olduğu görülür ki, bu histolojik tiplerin zaten malinite potansiyeli düşüktür.

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH), 1995 yılında over kanseri taranmasına yönelik bir konsensus bildirgesi yayınlamıştır. Buna göre, over kanseri açısından yüksek risk taşıyan hastaların, yıllık olarak rektovajinal muayene, serum Ca-125 değerleri ve transvajinal ultrasonografi ile değerlendirilmeleri önerilmiştir. Genetik predispozisyonu olan hastalarda, profilaktik ooferektomi önerilmektedir. Hastada, herediter meme-over kanseri sendromu, veya over kanseri sendromu varsa, hasta 35 yaşında ve fertilite isteği yoksa, kendisine bilateral salpingo-ooferektomi önerilmelidir, çünkü bu hastalarda endometriyum kanseri, kolon kanseriden sonraki ikinci en sık kanser türüdür.

Ancak, hastalara profilaktik ooforektominin, over kanserine karşı koruyucu etkisinin %100 olmadığı anlatılmalıdır. Bu hastalarda, over kanserini taklit eden peritoneal papiller adenokarsinoma riskinin %2-10 arasında olduğu bildirilmiştir. Ailevi epitelyal over kanseri dışında da profilaktik ooferektomi önerilen durumlar vardır. Bunlar arasında, germhücreli malignensi riskinden dolayı xy gonadal disgenesis, ve peri-postmenopozal hastalarda (45 yaş) benign pelvik cerrahi esnasında ooforektomi yer alır. Over kanseri açısından artmış riski bulunan hastalarda, aynı zamanda meme ve kolon kanseri riski de arttığından bu hastalardan periyodik mamografi, meme muayenesi, gaytada gizli kan bakılması ve kolonoskopi önerilmektedir.

escort ataşehir